İmsâk ve Namaz Vakitleri

Yazdır
Kategori: Araştırmaları
Yayınlanma: Çarşamba, 30 Nisan 2014 Murat tarafından yazıldı.

İmsâk ve Namaz Vakitleri

On yıl boyunca (2001-2011) Gerede – Arkut dağlarının ufuk hattıyla aynı düzlemdeki uygun yerlerinden, yaz ve sonbahar aylarında şehir ışıklarından uzak ve ay ışığının da olmadığı berrak gecelerde, yaptığımız gözlemler neticesi ortaya çıkan sonuçlar şöyledir:

1) Fecr-i sâdık (tanyeri ağarması), Diyanet takvimi ve aynı sistemdeki takvimlerde yazılan “imsâk” vaktinden ancak 8-10 dakika sonra görülebilmekte, sekiz dakikadan önce hiç görülmemektir.

 

(Buradaki temkin süresi, eski sistem takvimlerde 20-25 dakikadır). Fecr-i kâzib ise ülkemizde görülmediğinden, gözlemlerimizde hiç fark edilmemiştir.

2) Güneşin doğuşu, takvimlerdeki "güneş" vaktinden beş dakika sonra gerçekleşmektedir.

3)   Gözlem sonuçlarına göre takvimlerdeki "akşam" vakitleri, güneşin batışından 8-10 dakika sonra yazılmış durumdadır. Bu demektir ki, batış ufkunun gözlem yeriyle aynı seviyede olan yerlerde akşam namazı vakti, takvimlerdeki "akşam" saatinden 8-10 dakika önce girmiş olmaktadır. Yüksek dağlarda güneş daha geç batacağından, bütün takvimlerde akşam vakti için konulan 8-10 dakikalık ilave-temkin süresi, lüzumlu ve isabetlidir. Bu münâsebetle takvimlerde akşam vakitleri için, her bölgenin en yüksek yeri hesaba katılmaktadır. Çok yüksek bir kulenin zirvesinde bile, akşam daha geç olur.

4)  Yatsı vakitleri için yapılan gözlemlerde, kırmızı şafağı izleyen beyaz şafağın 15-20 dakika sürdüğü ve hemen ardından yeni sistem takvimlere göre yatsı vakti girip ezanların okunduğu görülmektedir. Bu da takvimlerdeki yatsı vakitlerinin, beyaz şafağın kaybolmasıyla ortaya çıkan işâ-i sânî (ikinci yatsı) zamanlamasıyla düzenlendiğini göstermektedir. (Malûmdur ki Hanefiler dışındaki üç mezhebde, yatsı vakitleri için kırmızı şafağın bitip beyaz şafağın başlaması ölçü alınmaktadır. İşâ-i evvel / birinci yatsı da budur. İkinci ölçüsü arasında mevsime göre dakikalık bir fark vardır). İmsâk / sabah vaktindeki fecr-i sâdık da tanyerinde beyaz şafağın belirmesiyle başlamakta ¬– mevsimine göre – fecr-i sâdıktan 15-20 dakika sonra kırmızı şafak ortaya çıkmaktadır

Güneşin batışından beyaz şafağın sonunda yatsının girişine kadar geçen süre ile gözlemle tesbit edilen fecr-i sâdığın başlangıcından güneşin doğuşuna kadar geçen zaman, aslında hemen hemen aynıdır. Takvimlerdeki imsâk-güneş arası zamanın, ülkemizde beyaz şafak sonu hesabıyla uygulanan akşam-yatsı arası zamandan uzunca görünmesi, imsâk için konulan ek temkin süresinden dolayıdır. Belirtilen bu fark, Diyanet takvimi ve benzerleri gibi yeni sistem takvimlerde 8-10 dakika iken, eski sistemi uygulayan takvimlerde daha fazladır. Öğle, ikindi ve yatsı vakitleri için, yeni sistem takvimlerde ortalama dörder dakikalık temkin süreleri eklendiği bilinmektedir.

Eski sistem takvimlerde bu farkın öğle ve ikindi için 8-10 dakika, yatsı için 10-15 dakika olduğu görülmektedir. Akşam ve “güneş” saatleri ise bütün takvimlerde aynıdır.

İmsâk için teklif ve tavsiye:

Yapılan açıklamalarda görüldüğü ve bilindiği gibi, takvimlerde imsâk vakitleri, eklenen temkin sürelerinden dolayı, sabah vaktinden belirli bir müddet önce yazılmaktadır. Bu durumda ramazan aylarında, oruç için sahur yemeğini ihtiyâtan biraz erken kesmek maksadıyla okunan imsâk ezanları duyulunca, bir süre daha beklemeden sabah namazının kılınması geçersiz olmakta, ancak Diyanetçe uygulanan bu ezandan 8-10 dakika sonra sabah namazının vakti girmektedir… (Bu kısa zaman farkına 40-50 dakika gibi uzunca göstermenin, fıkıh ölçülerinde hiçbir dayanağı ve doğruluk payı yoktur; sünnete ve icmâ-ı ümmete aykırı, fâsid bu bâtıl bir anlayıştır).

Teklif ve tavsiye olarak deriz ki: Ramazanda oruç için imsâk vaktinde ezan yerine salâ okunmalı, imsâk vaktinden en az on dakika sonra da sabah ezanı okunmalıdır. Aksi halde sabah namazını evlerinde kılan birçok kimsenin, vaktinden önce namaz kılma hatasına düşeceği bilinmelidir. Aslında diğer vakitler için erken ezan ittifakla câiz olmadığı gibi, henüz vakti girmeden okunan sabah ezanı da, ihtilaflı olmakla beraber Hanefi mezhebine göre geçerli değildir.

Diyanet işleri başkanlığı, bu önemli meseleyi ciddiye almalı ve mutlaka çözüme kavuşturmalıdır.